‘’Ben farklı değilim,
sizin bakış açınız aynı.’’
Bu söz kulaklarımdan çıkmıyor, bir psikiyatri hastasının son sözleriydi bu. Her
neyse hikayeme başlıyorum.
Ben Tuna, 34 yaşındayım. 10 senedir akıl hastanesinde çalışıyorum, her gün
yaşadığım olayları bu lanet olasıca günlüğe yazıyorum. 3652 sayfalık bir günlük, her gün yaşadığım
lanet şeyleri yazdım. Fakat bu seferki hasta başkaydı, Mehmet’ti adı. 20’lerinin
sonlarında, 1,90 boylarındaydı iri biriydi, omuzları falan genişti. Hiçbiri
sevmezdi hastaların, o da hastaları sevmezdi. O genel olarak insanları
sevmezdi. Hastaneye yatalı 6 ayı geçkin bir zaman olmuştu, benle son iki aydır
konuşuyordu. Ondan öncesinde kimseye yanıt vermiyordu, yaşadığı şeyleri
anlatmıyordu, diğer hastalardan farklıydı. Sanki şeydi biraz, rol yapıyor
gibiydi. Bakın o ilk geldiği günü unutamıyorum, tüm testlerimizi başarıyla
geçti, sonrasında oturdu kafasını duvarla vurmaya başladı, hemen koşmuştum. Sonra
şey dedi ‘’YALVARIRIM, ZİHNİMİ ALIN, DAYANAMIYORUM!’’ bu sözlerinden sonra
sakinleştirici verip bayılttık. Odasına götürdüğümüzde kimse gönüllü olmadı
bakmaya, ben öne çıktım. Kabul ettim ona bakmayı, onda anlamadığım şeyler
vardı, bu yüzden ettim sanırım, 6 ay oldu hala emin değilim neden kabul ettiğim
konusunda ama bir gerçek var iyi ki kabul etmişim, hayatımın en iyi
kararlarından biriydi. İlk aylar çok sessiz geçti. 160 gün falan olmuştu
geleli. İşte bütün olay o gün başladı. Benle ilk konuşmasını yaptı, sanki
muhabbet etmek istiyordu. Şizofreni hastaları buna pek ihtiyaç duymazdı, kendi
kendilerine konuşurlardı genelde. Ama dedim ya Mehmet’te bir şeyler vardı…
Sabah, yanına gitmiştim. Saat 9 falandı, kalkmıştı içeri girince bana seslendi.
-Ben de seni bekliyordum, gene tam vaktinde geldin, yanıma oturur musun?
Gittim oturdum.
-Sana güvenebilir miyim?
+Elbette!
-Bu dünyadaki insanların tamamı, beni bir ucube gibi görüyorlar. Sebebi onlar
gibi olmamam, yanlış. Bu böyle değil, olamaz, olmamalı. Onların hepsi aynı
düşünüyor. Sanki benim hayatımı yaşamışlar gibi, benim yerime konuşuyorlar. İstersem
onlar gibi rol yapabilirim.
+Nasıl?
-İnsanlığın bazı amaçları vardır, hırs ve kibir. Bunlar bir insanın olmazsa
olmazıdır günümüzde ve her lanet insanda vardır bunlar. Bunlar olmayanlar var
mı? evet varlar, fakat onlar ben gibi sessiz kalır, bazıları sizin gibi rol
yapar, bazıları yapmaz ve benim gibi bu gömleğin içine sıkıştırılır, deli denir…
+Bence sen, sen deli değilsin. Sende bir şeyler var…
-Fark eder mi? Diğer herkes beni aynı görüyor, sebebi onlar gibi olmamam. Hiçbirisi
benim zihnimden yaşayan insanları bilmiyor, onlar gerçek siz göremiyorsunuz. Çünkü;
bakmayı bilmiyorsunuz. At gözlüğü takmış gibisiniz, herkese aynı bakıyorsunuz
bu, bu YANLIŞ! Her insan aynı değildir, öyle olacak olsa. Tanrı hepimizi tek
bir beden şeklinde yaratırdı, ten rengi olmazdı, boylar farklı olmazdı, ırklar
olmazdı ve diğer lanet şeylerin hiçbirisi olmazdı! Şimdi sana bir soru; bu
hayata gelme amacın ne? Kimsin sen? Tanrı seni neden yarattı? Hiç sorguladın
mı?
+Şey, evet sorguladım, fakat bu neyi değiştirir? Tanrı bizi yarattı ve unuttu.
-Peki şunu düşünmedin mi? Tanrı bizi yarattı ve halimize o bile şaşırdı çünkü;
işlerin böyle gideceğini tahmin bile etmedi. En sevdiği meleklerden biri olan
şeytanın ihanet edeceğini bilmediği gibi. Sanırım melekte olsa, insan da olsa
aynı oluyor. Tanrı yarattığı her canlının içine o duyguyu koymuş olmalı, yoksa
bunun başka açıklaması olamaz… HER CANLININ İHANET ETMESİNİN BAŞKA AÇIKLAMASI
OLAMAZ TUNA! Her neyse bu günlük bu kadar muhabbet yeter.
Bunu söyledikten sonra güldü, acıktığını söyledi. Bu şekilde devam ettik, her
gün bana yeni şeyler öğretti. Bazı söyledikleri, ne biliyim, bu deliyse ben
ahmağın tekiyim dedirttiriyor. Baş doktorumuzla konuştum, benim ilgilenip
öğrenmemi, onu araştırmamı istedi. Tamam dedim. Ve Mehmet’e çok yakın
davranıyordum, diğer hastalarla diğer bakıcılar ilgilensin deyip salladım. Son
55 güne girdik, bu 55 gün benim düşünmemi sağladı, ben kim olduğumu anladım. Hayatı
sorgulamaya başladım. Ama bir gün vardı, o gün bir söz söyledi, aklımdan
çıkmayan birkaç cümle var. ‘’Tanrı, seni bu dünyaya, yiyip içip sıçman için
göndermedi, bu saçma olurdu. Tanrı, seni bu dünyayı kirletmen için göndermedi,
bu aptalca olurdu ki tanrının öyle biri olduğunu sanmıyorum. Tanrı seni bu
dünyaya öğrenmen için gönderdi, anlaman için, okuman için, araştırman için
yolladı. Tanrının mucizevi şeylerini anlaman için. Bunları uygulamayacaksan,
yaşamanın bir boka faydası yok Tuna. Bunları uygula ki; insan olduğun
anlaşılsın, diğerlerinin aksine…’’ söylediği her sözü günlüğüme birer birer
yazdım ama size anlatmayacağım, ya da şey belki bir gün anlatırım, sağım solum
belli olmaz benim.
O güne geldik, o cümleyi söylediği güne, aslında cümleden çok konuşma yaptı. Ama
o cümle, aklımdan çıkmıyor. Her neyse o lanet günün sabahında odasına gittim ve
şey demişti. ‘’Bana sade kahve getirir misin? Tanrımın yanına dinç kafayla
gitmek istiyorum.’’ Ne demek istediğini anlamamıştım. Kahveyi getirdim,
içtikten sonra. ‘’Testlere tekrar girmek istiyorum, bakalım ne olacak.’’ dedi ve
gülümsedi. Baş doktora haber verdim, testi yaptık. Bir dahi gibiydi, sanki, o
şizofreni hastası değildi de başka biri vardı. Prosedür gereği testi geçtiği
için, onu orada tutamazlardı. Hastaneden taburcu edildi ve bana bir çanta
verdi. ‘’Bunları, bu akşam oku…’’ dedi. Nereye gittiğini sordum, sonsuzluğa
diye cevap verdi. Ardından o aklımdan çıkmayan cümleyi söyledi. ‘’Ben farklı
değilim, sizin bakış açınız aynı. Tanrı size şu an acıyor, yarattığı gözleri
kullanamadığınız için. Ve ben gülüyorum…’’ yola atladı bi arabanın önüne. Vücudu
paramparça olmuştu, beyni kafatasından fırlamıştı bu çok iğrenç bir görüntü
oldu, dayanamayıp kustum. Fakat ölürken yüzünde bir gülümseme vardı. Yıllık iznime
ayrıldım eve giderken birkaç bira ve bir şişe viski aldım. Çantanın içini
açtığımda binlerce sayfa vardı. Hepsini okudum, yaklaşık 15-20 saat sürdü. En arka
gözde ufak bir defter vardı. Sanki, tanrıya mektup yazıyordu. Açtım okudum
hepsini, bazı dikkatimi çeken şeyleri toplayıp yazıyorum.
‘’Sayın tanrım, sana kırgınım. İnsanlığı yarattın ve onlara zihinlerini
kullanmayı göstermedin. Onlar, savaşlar yaptı, barış içinde yaşamayı
öğrenemedi. Tanrı olan sendin, onlar kendilerini senin yerine koymaya çalıştı. Ben
bunlara dayanamıyorum, haa bir de unutmadan. Sayın tanrım, neden? Zihnimde
neden savaşlar var? Düşüncelerim beni kuşatıyor, dayanamıyorum tanrım,
DAYANAMIYORUM! Ben de artık diğer insanlar gibi düşünmemek istiyorum,
yapamıyorum. Onların zihinlerinde çığlıklar var mı sayın tanrım? Onlarda ben
gibi acı çekiyorlar mı ha sayın tanrım? Ben dayanamıyorum artık. Bir akıl
hastanesine yatacağım, uyuşmak istiyorum. Hastaneyi gözlemledim, orada Tuna
isimli biri var, standart bir yaşamı var, ne zengin ne fakir. Ama elinden
geldiğince çabalıyor, öğrenmek istiyor. Bilgilerimi ona vermek istiyorum ve
öldükten sonra malvarlığımı da ona vereceğim. Avukatımla konuştum, ölümüm
anında tüm malvarlığım ona ait olacak. Yakında görüşeceğiz sayın tanrım ve ben
sana öteki dünyada, yanında tapacağım. Zira burada sana tapanların çoğu
gösteriş için yapıyorlar ve insanları bununla kandırıyorlar, ben onlar gibi
olamam, kusura bakma tanrım.’’
En son bir sayfa okudum beni anlatmıştı.
‘’Tanrım, bu hastanedekilerin tamamı ahmak, ahmaklar ordusu ama o herif için
dayanıyorum, o herifle ilgili planlarım var…’’Bunu okuduktan sonra düşündüm,
ulan bende ne bok var, kimim lan ben? Bunları hak edecek biri miyim? Diye sorguladım.
Birkaç gün sonra avukatı geldi, bizim Mehmet baya zengin biriymiş.
Malvarlığının %50 sini bana, diğerini kütüphane yapımı için ayırmış. Avukat bir
mektup verdi bana ve şey dedi. ‘’Mehmet, ölmesi durumunda bu işlemlerden sonra
bunu sana vermemi istedi. İyi günler.’’ Okumaya başladım o mektubu.
‘’Tuna, hatırlar mısın bilmem, doğduğun mahallede bir ayyaş vardı, her gece
karısını ve oğlunu döverdi. Sonra baban gelip o herifi dövmüştü bir daha
dokunursa öldüreceğini söylemişti. O günden sonra o adam ne anneme ne bana bir
tokat atabildi. Baban benim hayatımı kurtardı, sonra biz taşındık oradan. Ama işte, işte ayyaşın tekiydi… Günün
birinde, akşam vakti içti iyice, zihni bulanıklaşana kadar içti. Eline bir
tabanca aldı ve boşa bir el ateş etti. Çok korkmuştum, annem bana sarıldı. O herif,
bana baktı ve şey dedi. ‘’Sen, benim gibi olma…’’ dedi ve kafasına sıktı. Beyni
parçalanmıştı, annem ağlıyordu, ben öyle kalmıştım. Annem dayanamadı, kafayı
yedi. Birkaç sene sonra, balkondan aşağıya atlayıp intihar etti. Gözümün önünde,
cesedini gördüm. Dayanamıyordum. Öylece durmuştu, 15 yaşındaydım bu olay
olduğunda. Hayatımın sonrası boktan geçti, ama okula devam ettim. Çalıştım,
kazandım. Psikiyatri okuyordum. Bir işe girdim, 1 yıl falan olmuştu, akşamında patronumu
gördüm sokakta, biri silah çekmişti. Koştum hemen, atladım silahı olan herife,
ağzını burnunu patlattım. Polisler geldi, ifademizi aldılar. Patronum ertesi
gün, evine yemeğe davet etti. Gittim. Ev baya büyüktü, kütüphanesi falan vardı.
Yanında yaşamamı istedi, çocuğu yoktu. Hizmetçileri falan vardı. Onunla yaşadım,
kitaplarını okudum. Yazılmış bütün kitaplar vardı sanki ve her hafta düzenli
kitap okuyordu. Ben de yanında okumaya başladım öğrendim. Benliğimi o kitaplar
sağladı, bana kim olduğumu o kitaplar öğretti. Sonra o adam vefat etti, bana
bıraktı malvarlığını. Birkaç tane farklı şirketi varmış, çalıştığım yerin
dışında. Okulu bitirdim, psikiyatr olmak vardı aklımda, ama vazgeçtim. Kitaplarla
yaşadım, eve kapandım o kitapların tamamını bitirdim. Yaklaşık 50.000 tane
kitap okumuştum, senelerimi aldı. Her kitap karakteri zihnimde yaşıyordu sanki…
Ama sonunda öğrendim, insanlığın amacını öğrendim. Ve tesadüfen seni gördüm. Babanın
yaptığı şeyler, hiç aklımdan çıkmadı. Yardım etmek istedim, böyle bir plan
yaptım. O kitapları okuman dileğiyle, Mehmet…’’Birkaç hafta sonra eve gittim,
dediği gibi büyük bir yerdi. Orada yaşadım, kitapları okumam yıllar sürdü. Böyle
devam etti hayatım. O kitaplarda bir şey var, kim olduğunu anlaman için, bombok
bir hayat sürmemen için gereken şeyler. Mehmet'e göre; tanrı, insanları yarattı
sonra hayvanları ve zaman ilerledikçe anladı. İnsan ile hayvanın farkı
olmadığını, sonra kitaplar gönderdi, tanrıyı anlamamız için. Sonra yazarlar
yarattı, düşünürler ve şairler. Doğruyu öğrenmemiz için, ama insanlık hep açtı,
kibirliydi ve bencildi. Eminim tanrı bile böyle olmasına şaşırmıştı, ama artık
ben diğerleri gibi değilim. Bu dünyadaki bana ayrılan süre bitene kadar
yaşayacağım, kitaplar okuyacağım ve sizden uzaklaşacağım…
